Sorun Cevaplayalım

Bilgisayar devriminin klasik EEG’de açtığı bir çığırdır. İnsan beyni kompleks elektronik bir cihazdır. Her elektronik cihaz gibi insan beyni de elektromanyetik dalgalar yayar. Biz beynin bu yaydığı dalgaları yani sinyalleri ölçüyoruz. Beynin her bölgesi dört ana grup sinyali (Delta, Teta, Alfa, Beta) belli oranda neşreder. Her yaş grubunda beynin ürettiği sinyallerin oranı farklıdır.

New York’taki merkezimizde yüzlerce sağlıklı kişi üzerinde araştırma yapılarak bir “Data Base” oluşturulmuştur. Bu veri tabanı ile çekilen kişinin verisi bilgisayarda analizden geçiriliyor. Böylece o kişinin beyninin hangi bölgesi hızlı sinyal üretiyor hangi bölgesi yavaş sinyal üretiyor belirliyoruz.

Olması gerekenden fazla yavaş sinyal varsa veya hızlı sinyal düşükse kişinin beyninin o bölgesinde işlevin bozulduğu kanısına varıyoruz. Her bilginin sayısal formata dönüştürülmeye çalışıldığı günümüzde beynin ürettiği sinyallerin sayısal formata dönüştürülebilmesi bize bu kolaylığı sağladı. En önemli çabamız temiz bir kayıt yapabilmemiz. Artifaktsız yapabildiğimiz bir kayıt mesleğimizi daha iyi uygulamada bize çok kolaylıklar sağlıyor.

Alzheimer merkezlerinde EEG önemli bir laboratuar desteğidir. Sayısal EEG uygulaması seçkin merkezlerde vardır. Psikiyatride ise özellikle Alman ekolünde çok yaygındır. Alman psikiyatrist bırakın sayısal EEG’yi her hastasına klasik EEG yi çektirir. ABD’de 1997 de ABD Nörofizyoloji cemiyeti sayısal EEG’nin kullanılma alanlarını belirledikten sonra yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz.

Alzheimer, Epilepsi, Depresyon, Şizofreni, Oğrenme güçlükleri, Hiperaktivite, Bağımlılık gibi hastalıklarda sayısal EEG önerilmektedir. Psikiyatrik rahatsızlıların bir beyin hastalığı olduğu anlaşıldıkça uygulama yaygınlaşacaktır. İdeal yöntem beynin kimyasal haritalamasını çıkarmaktır, ancak bu şu anda çok özel şartlarda yapılabilmektedir. Belki de gelecekte daha ayrıntılı beyin haritalamaları yapabileceğiz.

Cocuklar ve gençlerde öğrenme güçlükleri, davranış bozuklukları, okul başarısızlığı, konuşma bozuklukları kekemelik, dikkat eksikliği, hiperaktivite ile ilgili tanım ve tedavi protokollerimiz var. Bu çocuk ve gençlerin öncelikle hastalığında ilaca gereksinim var mı? Sorusuna cevap için beyin işlevini ölçmemiz bize kolaylık sağlıyor. Cocuk ve gençlere çok sevdikleri bir yöntem yani bilgisayarla stresini yok etmeyi, zihnini iyi kullanmayı öğretiyoruz.
Biofeedback gibi yöntemlerle. İlaca ihtiyacı olan çocuk ve gençlerde görsel bulgularla biyoyararlılık takibi yapıyoruz. Bunlar önemli yenilikler. Ayrıca anne babanın eğitim hatalarını belirliyoruz; psikolog arkadaşlarımız bu konuda öğretmenlerle de iletişim kuruyorlar. Sadece ergenler konusunda spesifik çalışan psikolojik danışmanlık hizmetimiz vardır.

Psikiyatrik hastalarda biyopsikososyal modele uygun uygulamalar içerisindeyiz. Bunun için bireysel psikoterapi, Neurobiofeedback, Rehacom gibi yöntemler uygulanıyor. Terapiyi biofeedback ile yapmak anlamında kişinin teknoloji kullanarak psikoterapi olabilmesi hem bizim hem hastalar için önemli bir yeniliktir.

Bize başvuran kişilerde önce stres etkenini belirliyoruz, sonra o kişinin kişiliğini analiz ediyoruz. Onun bireysel ihtiyacına göre stres yönetimini öğretiyoruz. Stresin o kişinin kişiliğini geliştirmeye dönüşmesini amaçlıyoruz.
Alzheimer hastalığının erken tanısı şu anda sinirbilimcilerin ilgi alanı durumundadır. Ceşitli klinik ölçekler, hekim gözlemi, beyin haritalaması, aile görüşmeleri ile Alzheimer hastalığına giden bir yol içerisinde olunup olunmadığı anlaşılıyor. Eğer bu erken belirlenirse hastalığı durdurmanın mümkün olduğunu söylemek çok iddialı bir görüş değildir. Dünyada ortalama ömür uzadı. İleri yaşda kimseye muhtaç olmadan kaliteli yaşamak isteyenler hafif unutkanlık durumunda beyin taraması veya Beyin “Check Up”ı diyebileceğimiz testlerden geçerek öneriler alabilirler. İlaç verilmezse bile beyni doğru kullanmak nasıl mümkündür, nasıl besleneceğiz? gibi sorulara bireysel ihtiyaca göre cevap verebiliyoruz.

Bilgisayar ortamında zeka testi , dikkat veya bellek testleri ihtiyaç olana yapılıyor. Bilgisayar ortamında zeka , dikkat , bellek testlerini Türkiye’ de ilk ve tek uygulayan merkez biziz. Zeka alanları, Duygusal Zeka diğer çalışma alanlarımız. Türkiye’ de A.B.D ile eş zamanlı yenilikleri getirmek insanlarımızı yurt dışında tedavi arayışlarından kurtarmak bizim için sevinç vesilesidir

Uyku 24 saatlik günlük döngümüzün neredeyse 3’te birini dolduran ve yokluğu hayatla bağdaşmayan bir varoluş biçimimizdir. Uyanıkken bilincimiz net bir şekilde açıktır ve içinde bulunduğumuz zamanı, mekânı ve kişileri biliriz. Uykudayken ise farklı bir bilinç haline geçeriz. Bilincimiz tümden kapanmaz, ama daha yoğun olarak beynimiz ve iç organlarımızdan gelen uyaranlara dönük oluruz. Diğer tüm canlılardan birçok yönden farklılaşmış olan beynimiz uyku ihtiyacı yönünden çok az farklılık gösterir. Uyku hayatta kalmamızı sağlayan hallerimizdendir. Bir kişi gerçekten haftalarca hiç uyumazsa ölür.

Uykuda her ne kadar hareket edip konuşmasak da pasif bir süreç değildir. Uyku bir derlenme, toparlanma ve yenilenme sürecidir. Gün boyu topladığımız her çeşit veri ya uzun dönemli belleğe kaydolur ya da tümden kayıtlarımızdan silinir. Bazı hormonlar örneğin büyüme hormonu, uyku sırasında üretilir ve tıpkı ninnide söylendiği gibi uyurken büyüyebiliriz. Tüm iç organ sistemleri uyku boyunca bakımdan geçer. En önemli bakım ise beynimize yapılır. Çöpe atılan kayıtlar ve rüyalara aracılığıyla hâkim olmaya çalıştığımız geçmiş ya da gelecek sorunlar beynimizin dinçliğini sağlar.

 

Uyku, psikiyatrik, nörolojik, metabolik ya da kendine has sebeplerle bozulabilir. Psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların muayenesinde uyku ayrıntılı sorulur ve eğer bir uyku sorunu varsa hastalık tablosunun iyileşmesi için bu uyku sorunu da mutlaka hedeflenmelidir. Bazı Uyku Bozuklukları:

A-Uykusuzluk Bozukluğu (İNSOMNİ): Herkes hayatı boyunca birkaç gece uykusuz kalabilir. Ertesi gün önemli bir işi varsa ya da önceki gün sıkıntı verici olaylar yaşanmışsa ya da kişiye coşku veren bir durum varsa uykusuzluk olması doğaldır. Uykusuzluğun bir hastalık olması için haftada en az 3 gece ve en az 3 aydır var olmalıdır. Bu kişiler uykuya en uygun şartlarda dahi uykuya dalmakta güçlük çekerler ya da uykuya dalsalar bile sık sık uyanırlar.

Bazı uykusuzluk bozukluğu olanlar ise sabahın erken saatinde kalkıp tekrar uyuyamazlar.

B- Aşırı Uykusuzluk Bozukluğu (HİPERSOMNİ): En az 3 aydır ve haftada en az 3 gece olmak üzere, günde dokuz saat ve üzerinde uyuyabilirler. Bazı kişiler 7 saat kesintisiz uyku sonrası gün içerisinde tekrar tekrar uykuya dalabilir.

C- Narkolepsi: Aynı gün içinde ortaya çıkan, yineleyen, baskılanamayan uyku gereksinimi , birden uykuya dalıverme ya da kestirme evreleri vardır. Bunlar son 3 ay içinde ve haftada en az 3 kez ortaya çıkıyor olmalıdır. Narkolepside uyku ataklarının yanı sıra gülme ya da şaka yapma ile tetiklenen, bilincin korunduğu çok kısa süreli ani kas kuvveti kaybı dönemleri olabilir.

Bazı olgularda uykuya dalarken işitsel halüsinasyon da olabilir. Narkolepsi tanısı koymak için bir uyku laboratuvarında polisomnografisi yapmak gerekir. Bu olgularda polisomnografide tipik olarak REM uykusu beklenenden erken dönemde görülür.

D- Tıkayıcı Uyku Apnesi / Hiponesi: Bu kişiler uykuda horlarlar ve horlamayla birlikte ara ara nefesleri durur. Bazı kişilerde nefes durmasa bile beyindeki oksijen miktarı azalmaya başlayabilir.

Genellikle sabah uyanma güçlüğü çekerler. Uyandıklarında ağız kuruluğu ve baş ağrısı olabilir. Bu tablodaki kişi görünüşte uzun saatler horul horul uyur oysa nefes durmaları ve oksijen düşmeleri nedeniyle gece boyunca sık sık kendisinin hatırlamadığı kısa uyanıklık dönemleri geçirir. Bunlar sebebiyle uykusu bir türlü derinleşemez ve bu sebeple gündüz uykuludur. Trafik kazalarının önemli sebepleri arasında uykuda horlama ve nefes durması vardır. Tanı konabilmesi için bir gece uyku laboratuvarında yatarak polisomnografi tetkiki yapılmalıdır.

E- Karabasan (Uyku Paralizisi): Genellikle sabaha karşı ortaya çıkan, hayatta kalma, güvenlik ya da bedensel bütünlüğe yönelik göz korkutucu durumlardan kaçınma çabalarını içeren, yineleyen, uzun süreli, ileri derecede huzursuz bir duygu haliyle giden bir uyku-uyanıklık karışması halidir. Karabasan sırasında kişinin bilinci açılır ama bedeni doğal uyku felci halindedir ve bu yüzden kendisini külçe gibi ağır hisseder.

F- Huzursuz Bacak Sendromu: Haftada en az 3 kere ve en az 3 aydır var olan, yatağa girmeyle, uzanmayla, oturmayla başlayan ya da kötüleşen bacakları ya da kolları hareket ettirme ihtiyacıdır. Bu sendromda özellikle akşamüstü saatlerden itibaren kişi bacaklarında huzursuzluk hisseder. Bu huzursuzluğu tanımlamak için yanma, kaşınma, batma gibi tabirler kullanırlar ve rahatlamak amacıyla yürürler, bacaklarını suya sokarlar ya da masaj yaparlar. Huzursuz bacak sendromu olan kişiler uzun süre yatakta bir sağa bir sola döner ve bir türlü uykuya dalamazlar. Tanı koyarken hem çeşitli kan tahlilleri ve nörolojik değerlendirme hem de uyku laboratuvarında polisomnografi tetkiki gerekebilir

Birçok psikiyatrik hastalık uykuda bozulmaya sebep olur. Depresyonda uykudan erken uyanma ve tekrar uyuma güçlüğü ve kâbus görme olabilir. Bazı depresyon hastaları ise aşırı uyurlar. Kaygı bozukluklarının hemen hepsinde uykuya dalma ve uykuyu sürdürme güçlüğü bulunur. Uykusuzluk kaygı bozukluğunun şiddetini arttırır. Manide uykusuzluk olmasına rağmen kişi kendisini enerjik hisseder. Travma sonrası stres bozukluğunda uykuya dalmak ve sürdürmek güçtür. Bu kişiler sürekli tetiktedir ve yaşamış oldukları travmayla ilişkili kâbuslar görebilirler. Şizofreni hastalarında genellikle uykuya dalma saatleri ileri doğru kayar. Yani geç yatıp geç kalkarlar. Alkol ve madde kullanım bozukluklarının hepsi uyku düzensizliği yapar. Alkol ilk alındığında sızdırsa da uyku üstünde etkisi kişi uykudan uyandırma şeklindedir.

İki uçlu mizaç bozukluğu mani, hipomani ve depresyon ataklarıyla seyreden psikiyatrik bir hastalıktır. Depresyonda içe kapanma, hareketlerde ve düşüncede yavaşlama, hayattan zevk almama, uyku ve iştah bozuklukları, sinirlilik gibi belirtiler gözükürken, mani ve hipomanide ise dışa dönüklük, enerji artışı, düşünce hızında artış, hareketlilik, dürtü kontrolünde bozulma, uyku ve iştah değişiklikleri olur. Uyku beynin bir işlevidir ve iki uçlu mizaç bozukluğu gibi beyindeki kimyasal dengenin bozulduğu durumlardan etkilenir. Uykudaki bozulma duygudurum bozukluklarındaki en tutarlı belirtilerden biridir. Bazı hastalar insomni (uyuyamama), diğerleriyse hipersomniden (aşırı uyuma) yakınabilirler.

Bazen hastalık öncelikle sadece uykunun bozulmasıyla başlayabilir, diğer belirtiler sonra ortaya çıkar. Bazense uyku bozulmasının kendisi duygudurum ataklarını tetikleyebilir. Depresyon döneminde görülen uyku belirtileri, hipersomni, insomni ya da rüya bozuklukları şeklinde olabilir. Manide ise ağır uykusuzluk en sık görülen uyku sorunudur. Depresyon hastalarının %80'inde insomni yani uygun koşullara rağmen uykuya dalma ya da uykuyu sürdürme güçlüğü görülür. Depresyon sırasında kişi kaygılı düşünceler nedeniyle ya da bir sebep olmaksızın uykuya dalmakta güçlük çekebilir, bir kere uykuya daldıktan sonra ise sık sık uyanabilir, ya da sabaha karşı erken bir saatte sanki uykusunu almış gibi hissederek uyanıp tekrar uyuyamaz. Uykudan uyanmalar rüyaların hatırlanmasıyla ilişkilidir, bu nedenle depresyon hastaları çok rüya gördüklerinden bahsedebilir.

Öte yandan ağır depresyonlarda kötü ve bunaltıcı içerikli rüyalar da kişiyi uyandırabilir. Bazı depresyon hastalarında ise, uyku süresi alışılagelmiş toplam uyku süresinin üstüne çıkar ya da gündür aşırı uykululuk vardır. Buna hipersomni denir. Bazı hastalar “düşünmemek için kendimi uykuya veriyorum galiba” şeklinde ifade ederler bunu. Manide, uykunun süresi azalır ve uykuya ihtiyaç da azalır. Uyku süresi kısaldıkça mani belirtileri daha şiddetli olur ve durulması daha uzun sürer. Mani geçirmiş hastalarda bir sonraki atağın önlenmesinde ilaç kullanmanın yanı sıra, hastanın uykusuz kalmamaya özen gösterilmesi önemlidir. Uyku süresinin kısalması maniyi tetikleyebilir. Akut mani sırasında hastanın ışık, ses, kalabalık gibi uyaranlardan uzak tutulmaya çalışılması, uyanık tutan kahve, çay kola gibi içeceklerin tüketiminin kısıtlanması uykunun düzenlenmesinde faydalı olacaktır.

Depresyonda tüm gece ya da gecenin belli bir kısmı istemli olarak ve hekim bilgisiyle uykunun süresinin kısaltılması, ertesi gün depresyon belirtilerinde azalmaya neden olur. Ancak bu etki kalıcı değildir, mutlaka birlikte antidepresan ilaç kullanımı gerekir. Depresyon sırasında yapılan uyku EEG çalışmalarında, uykuya dalma süresinin uzadığı, gece boyunca uyanık kalma süresinin arttığı ve uyku verimliliğinin azaldığı gösterilmiştir. Dinlendirici nitelikteki derin yavaş dalga uykusunun oranı azalır. Rüyaların görüldüğü REM uykusunun oranı artar. Manide ise, hastalığın klinik özellikleri nedeniyle uyku EEG çalışması yapmak zordur, ancak yapılan çalışmalar EEG'nin depresyondakine benzer olduğunu göstermiştir. İki uçlu mizaç bozukluğunda uyku bozukluğu ilaç tedavisinin hızla başlanması gerektiğini gösteren bir bulgudur. Uykunun yetersiz tedavisi, duygudurum üzerinde olumsuz etki gösterecektir.

Sabah:

  1. Her sabah için bir uyanma rutini belirleyin. Bu sayede bedeninizin iç saati güçlenir ve gece daha düzenli bir saatte uykuya dalarsınız.
  2.  Eksik kalan uykuyu tamamlamak için fazla uyumayın. Yatakta çok fazla vakit geçirmek sık uyanmaların eşlik ettiği yüzeysel uykuya sebep olabilir.
  3. Uyandıktan kısa süre sonra kendinizi parlak ışığa (tercihen güneş ışığı) maruz bırakın. Işık da uyanma vaktiniz gibi beyniniz için güçlü bir ipucudur. Güneş ışığı görmek bedeninizin saatini kurmasına yardımcı olur.

Gündüz:

  1.  Gün içerisinde yemekler, egzersiz, ve yatış vaktiyle ilgili bir çizelgeyi takip edin.
  2.  Bir egzersiz rutini geliştirin. Çok zorlayıcı olmasa da düzenli günlük egzersiz uykunun derinleşmesine katkıda bulunur. Ancak uykuya yakın vakitte (son 3saat içerisinde olmamalı) egzersiz yapmayın.
  3.  Eğer gün içerisinde uykunuz gelirse kendinizi meşgul edecek birşeyler bulun. Şekerleme yapmayın. Mutlaka uyumanız gerekiyorsa 15-20 dakikadan fazla uyumayın. Şekerleme beyninize "yeterince uykunu aldın" mesajını vererek gece uykunuzu bozar. Ne yazık ki şekerleme gece alınacak derin uykunun yerine geçemez.
  4.  Kafeinli içecekler ve alkolü ya sınırlayın ya da hiç almayın. Sabah alına kafein dahi gece uykunuz bozabilir.

Gece:

  1.  Uyku öncesi bir rutin belirleyin. Kendinizi gevşetecek yollar bulun. Örneğin yatmadan 1 saat önce duş alın. Kitap okumak, bulmaca çözmek, ya da yap boz yapmak yardımcı olabilir.
  2. Yatağı sadece uyumak ve cinsel ilişki için kullanın.
  3.  Yatakta endişelenmeye alternatifler geliştirin. Örneğin yatağa girmeden önce stres ve kaygılarla başa çıkmanın yollarını öğrenin. Gevşeme ve derin nefes egzersizleri yapın. Endişelenmek yerine dikkatinizi bulmaca çözmek, okumak , müzik dinlemek gibi başka faaliyetlere yöneltin.
  4. Rahat olun. Odanızın çok sıcak ya da çok soğuk olmadığından emin olun. Yatağınız rahat olsun. Yatakta rahat kıyafetler giyin.
  5.  Yatağa aç girmeyin. Ilık süt, bitki çayı, bisküvi gibi sindirim kolay gıdalar tercih edin.
  6.  Uykuyla ilgili olumsuz düşüncelerinizi değiştirin. "Bu gece yeterince uyuyamasam da yarını atlatırım" gibi.
  7.  Eğer gece uyanırsanız paniklemeyin. Uykuda sorunu olmayan kişiler dahi gece uyanabilirler. Çoğu kişinin gece uyanıp tuvalet yapma ihtiyacı olabilir. Gece yarısı uyanırsanız tekrar uykuya dalabilmek için ilk yattığınızda yaptıklarınızın aynını yapınız.
  8.  Uykunuzu bozacak rahatsız edici sesler olmadığından emin olun. Diğer sesleri dağıtmak için "beyaz ses" , fan ya da hafif müzik sesi kullanabilirsiniz.

Uyaran kontrolü:

  1.  Sadece kendinizi uykulu hissettiğiniz ve uyumaya hazır olduğunuzda yatağa gidiniz.
  2.  Yatağı sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanın. Yatakta T.V. izlemek, eşinizle tartışmak, endişelenmek, yemek yemek ve benzeri başka faaliyetlerden kaçının.
  3.  Eğer 10-15 dakika içinde uykuya dalamıyorsanız kalkın ve başka bir odaya gidin. Uykulu hissedene kadar yataktan uzak durun. 10-15 dakika içinde uykuya dalamazsanız gene kalkın ve daha sonra deneyin. İdeal olanı yatağı uykuya dalmayla ilişkilendirmenizdir. 4- Bedeninizin düzenli bir ritim oluşturabilmesi için önceki gece ne kadar uyumuş olursanız olun alarm kurarak her sabah aynı saatte kalkın 5- Gündüz şekerleme yapmayın

Vajinismus kadınlarda cinsel birleşmeye engel olacak şekilde vajinanın dış bölümündeki kaslarda yineleyici ya da sürekli, istem dışı kasılma olarak tanımlanır. Kasılma cinsel birleşme dışında, kadın doğum muayenesi, tampon kullanımı denenmesi sırasında da olabilmektedir. Buna ağrı, cinsel birleşmeden korku ve endişeler de eşlik etmektedir. Çiftler cinselliğin diğer alanlarında genellikle sorun yaşanmazken, birleşme denendiğinde vaginadan giriş mümkün olamamakta ve kadın yoğun sıkıntı duymaktadır. Vajinismus, genital organları içeren resimlere, kendi cinsel organlarına bakamamayı, kadın doğum muayenesinden kaçınmayı da içerebilir. Bu bozukluk ilk cinsel deneyimde ya da muayenede farkedilir. Tedavi edilmediğinde kadının kendisini yetersiz, erkeğin reddedilmiş hissetmesine dolayısıyla ek olarak cinsel isteksizlik, sertleşme sorunlarına da neden olabilmektedir. Çiftlerin ilişkileri de olumsuz etkilenebilmekte, tedavisi mümkün iken maalesef boşanmalarla sonuçlanabilmektedir. Vajinismus tanısı için çift ile yapılan psikiyatrik görüşme yeterlidir.

Vajinismus batılı ülkelerde nadir bildirilirken, ülkemizde sıkça başvuru nedenidir. İlk cinsel birleşmenin ağrılı, hymenin (kızlık zarının) yırtılmasının çok kanamalı olduğu, kadının cinsel ilişkide zarar görebileceği gibi cinsellikle ilgili yanlış inanışlar, cinsel eğitim yetersizliği; anatomi ve fizyolojisinin bilinmiyor olması bozukluğa zemin hazırlayabildiği gibi, cinselliğe karşı katı ve yasaklayıcı tutumu olan toplumlarda sık görülmesi yetiştirilme tarzının da bozukluğun ortaya çıkmasına neden olabileceğini göstermektedir. Genellikle yaşam boyu olmasına karşın travmatik cinsel deneyimler sonrasında da gelişebilir.

Vajinismus'un tek tedavisi bu konuda deneyimli psikiyatristler ve klinik psikologlar tarafından uygulanan psikoterapi/cinsel terapidir. Fakat çiftlerin terapiye başvurması zaman alabilmektedir. Kliniklere son yıllarda vaginismusu olduğunu ifade edip erken tedaviye başvuranlar olsa da uzun yıllar evli olup tedavi arayışı olmayan çiftler de az değildir. Tedavi arayışlarının gecikmesinin nedenlerinden biri zamanla kendiliğinden düzelebileceğine, geçici bir durum olduğuna ya da kadının isteği ile bozukluğun düzelebileceğine inanılmasıdır. Fakat vajinismus kişinin iradesi ile ve zamanla iyileşebilen bir bozukluk değildir.

Yine bu nedenle pek çok çiftin bize başvuru öncesi denediği; alkol alımı, kas gevşetici, psikiyatrik ilaçların alımının, jel ve pomadların kullanımının da faydası olmamaktadır. Çiftlerin genellikle ilk hekim başvurusu; yapısal, hymen/kızlık zarı ile ilgili bir bozukluk şüphesi ve bunun birleşmeye engel olabileceği düşüncesiyle ve çocuk sahibi olma isteği ile kadın doğum kliniklerine olmaktadır. Muayene bulguları çoğunlukla normaldir. Düşük olasılıkla gebe kalınabilir fakat normal doğum yapmaları zordur. Hymenin çıkarılması ameliyatları yapılabilmektedir fakat tedavi edici olmamaktadır.

Tek seansta tedavi adı altında kliniklerde genel anestezi ile kadının uyutularak cinsel birleşme sağlanması gibi uygulamalara maruz kalmış çiftlere de rastlamaktayız, kuşkusuz ki etik dışı olmasının yanında, vaginismusu tedavi etmemekte ve zarar vermektedir. Bu gibi sonuç alınamayan tedavi girişimleri umutsuzluğa neden olmakta ve bozukluğun tedavisini zorlaştırmaktadır. Vajinismus kadının değil çiftlerin sorunudur, eşler beraber tedaviye alınır. Terapide ilk basamak eşlerden bilgi alınması, teşhis koyulması varsa vaginismus dışı cinsel işlev bozukluklarının saptanmasıdır.

Anatomi ve fizyolojisinin anlatılarak eğitim verilmesi, cinsellikle ilgili yanlış inanışların düzeltilmesi tedavinin diğer ve en önemli aşamasıdır. Ayrıca terapi boyunca kademeli alıştırmayı içeren ev ödevi uygulamaları önerilmektedir. Süre kişilere ve eşlik eden bozukluklara göre değişmekle birlikte, başarısı çok yüksek ve yüz güldürücü bir tedavidir.

 Çiftlere öneriler:

Kendilerini yalnız hissetmemeleri; Vajinismus Türkiye’de yaygın ve kliniklerde sık karşılaşılan bir bozukluktur. Tedavi için en kısa zamanda bir psikiyatri uzmanına başvurmaları. Tedaviye başvurana kadar cinsel yaşamlarına devam ederken, birleşme denemelerinden ve çeşitli kaynaklardan edindikleri ilaç vb. uygulamalardan kaçınmaları. Umutlarını yitirmemeleri; Cinsel terapi ile iyileşme oranları çok yüksektir. Kaynaklar Saddock BJ, Saddock VA. Klinik Psikiyatri. Aydın H, Bozkurt A (Çeviri Ed.) 2. Baskı, Ankara: Güneş Kitabevi Ltd.Şti., 2005,275-296 Amerikan Psikiyatri Birliği: Psikiyatride Hastaların Tanımlanması ve Sınıflandırılması El Kitabı, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı (DSM-4-TR) Amerikan sikiyatri Birliği, Washington DC, Çeviri Ed. Köroğlu E. İstanbul: Hekimler Yayın Birliği 1998 Yetkin N. Cinsel Sorunlara Genel Yaklaşım, Cinsel İşlev Bozuklukları Monogram Serisi 3, Roche, 1999, 26-29

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında gözlenen ve artık erişkin dönemde de yüksek oranda devam ettiği kabul edilen önemli bir nöropsikiyatrik bozukluktur. Tüm dünyada çok yaygın bir şekilde görülmektedir. Yapılan çalışmalarda çocuk ve ergenlerdeki sıkılığı %5-10 arasında bildirilmiştir. DEHB geçmişte sadece çocukluk döneminde sınırlı görülen bir hastalık olarak tanımlanırken artık yapılan araştırmalarla da görüldüğü üzere erişkinlik döneminde de yüksek sıklıkta devam eden ve işlevselliği, yaşam kalitesini bozan bir nöropsikiyatrik bozukluk olduğu tüm dünyada kabul edilmektedir. Çocukluk döneminde erkeklerde daha fazla iken erişkinlik döneminde kadın ve erkekte görülme sıklığı eşittir. Temel belirtileri, dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüselliktir. Bazı kişilerde dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik/dürtüsellik bir arada görülürken, bazılarında sadece aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ya da sadece dikkat eksikliği görülmektedir. Erişkin dönemde hastalığın hiperaktivite kısmı biraz daha azalabilmekle birlikte dikkat eksikliği semptomları daha ön plana geçer.

DEHB’nin en önemli risk etkeni genlerdir. Aile çalışmaları ailesel bir hastalık olduğunu göstermiştir. İkiz çalışmaları monozigot ve dizigot ikizlerde yüksek eş hastalanma göstermiştir. Evlat edinilmiş bireylerde yapılan çalışmalarda; biyolojik ebeveynlerde evlat edinen ebeveynlere nazaran DEHB’nin daha yüksek oranda olduğunu göstermiştir. İkiz ve aile genetiği çalışmaları DEHB için ortalama kalıtılabilirliğin %60-90 arasında olduğunu ortaya koymuştur. Genetik etkenlerin yanı sıra, annenin gebelikte nikotin ve alkol kullanımı, gebelik ve doğum komplikasyonları, kafa travması, aile içi çatışmalar, anne babanın suç oranlarının yüksekliği, anne babada diğer psikiyatrik hastalıkların olması, maddi sorunlar, travmatik yaşantılar gibi diğer etkenlerin de önemli olduğu çalışmalarda belirtilmiştir. DEHB’nin biyolojik nedenleri ile ilgili dopamin ve noradrenalin denen nörotransmiter maddelerin miktar ve fonksiyonlarının bozulması bildirilmiştir.

Adından da anlaşılacağı üzere dikkat eksikliği ve hiperaktivite/dürtüsellik olmak üzere 2 ana belirti kümesi bulunmaktadır. Genel olarak kişinin dikkati çok çabuk dağılır, ayrıntılara dikkat edemez, sık hata yapar, unutkandır, eşyalarını ya da günlük yapacağı basit etkinlikleri bile unutabilir. İşlere başlamakta ve başlasa bile bitirmekte zorluk yaşar. Dikkat gerektiren işlerden özellikle kaçınır. Organizasyon ve planlama işlerinde zorlanır. Sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanır. Süreç içinde yetersizlik hissi ve özgüven kaybı eşlik eder. Sırasını beklemekte, karşıdakini dinlemekte zorluk yaşar, sabırsızdır. Bir yerde uzunca süre sakin oturamaz. Kendisine sorulan sorular bitmeden hızlıca yanıt verir. Başkalarının sıklıkla sözünü kesebilir. Çoğu kez karşısındakini dinlemiyormuş, aklı başka bir yerdeymiş izlenimi doğurur.

Tüm bu nedenlerden dolayı zekâ düzeyi ve sahip oldukları yeteneklerle bağdaşmayacak şekilde başarıları düşüktür. Engellenme eşiği düşüktür, kişi sıkça tahammülsüz olabilir. DEHB olan bireyler sosyal ipuçlarını anlamada sorun yaşarlar, sosyal durumları sıklıkla yanlış yorumlarlar ve uygunsuz yanıt verirler. DEHB’li bir kişide duygusal iniş çıkışlar sıkça görülür. Kişi gayet iyi hissederken sonrasında gergin ve sinirli olabilir. Kolay mutlu olamaz, hayal kırıklıkları ile baş etmekte zorlanır. Öfkesini yatıştıramaz, ufak tartışmaları kavgaya dönüştürür. Tehlikeli ve riskli aktiviteleri severler.

Uyku düzenlerinde bozulma sık görülür. Sonuçlarını düşünmeden ani karar alıp uygulayabilirler. Birden fazla işle uğraşıp çoğunu yarım bırakırlar. Tehlikeli araba kullanmayı severler. Dikkatleri çabuk dağıldığı için zihinsel performans gerektiren işlerden kaçınırlar, hareketli işleri tercih ederler. Bağlanma ve ilişki sorunları yaşayabilirler. Bunlar bir erişkinin yaşamını oldukça etkileyebilecek belirtilerdir. Bu temel belirtiler erişkin dönemde okul, iş performansında ve kişilerarası ilişkilerde bozulma ve diğer davranışsal uyum problemlerine yol açar. Dikkatte çelinebilirlik, organize olamama, verilen görevleri sürdürme güçlüğü ve dürtüsellik gibi belirtiler DEHB olan bireylerin etkili başa çıkma becerileri geliştirmesini önleyebilir. Bu da kişinin başarısızlığını daha da artırır. Başarısızlığın artması, kaygıyı arttırır. Kaygı arttıkça dikkat ve bellek işlevleri daha da bozularak bir kısır döngü yaşanmaya başlar.

Hastanın gelişimiyle ilgili çocukluktan başlayarak ayrıntılı şekilde bilgi alınması gerekir. Hasta ve yakınlarının hastalık belirtileriyle ilgili gözlemlerini derecelendirdikleri özel geliştirilmiş ölçekler bulunmaktadır, bu ölçekler kullanılır. Klinik bilgilere ek olarak, dikkat ve konsantrasyonu ölçmek için özel olarak geliştirilmiş testler uygulanır ve sonuçlar klinik bilgilerle birlikte değerlendirmeye alınır.

DEHB ile beraber eş tanılar depresyon için %35-50, kaygı bozuklukları için %40-50, alkol, madde bağımlılığı içinde %25-50 oranlarında bildirilmiştir. Bu oranlar oldukça yüksek oranlar olduğu göz önünde bulundurulursa DEHB tedavisi yapılmazsa kişinin hem DEHB’den hem de eşlik eden psikiyatrik hastalıktan dolayı işlevselliği ve yaşam kalitesi bozulur.

Hastalığı nedenleri içerisinde söz ettiğimiz dopamin disfonksiyonu nedeni ile dopaminerjik sistem üzerinden etki gösteren psikostimulan ilaçların başarı oranları yüksektir. Bu ilaçlar daha çok Ritalin, Concerta vb. olarak bilinen ilaçlar olup bu ilaçları kullanmadan önce psikiyatrik muayenenin dışında tıbbi bazı incelemelerin yapılması uygun olacaktır. Bu gruptan başka, Noradrenalin üzerinden etki gösteren daha yeni ilaçlar ve antidepresan gruptan ilaçlar da tedavide kullanılmakta ve oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır. İlaç önemli bir tedavi yöntemi olmakla birlikte DEHB olan kişilerde zaman yönetimi, planlama, organizasyon, sosyal beceri eğitimlerini içeren Bireysel Kognitif-Davranışçı Terapi ve Grup Terapileri ilaca ek olarak fayda sağlamaktadır. Kişinin kendisine ve aileye ayrıntılı psikoeğitim ve ilişkilerin ve iletişim sorunlarının düzenlenmesi önemlidir.

Bipolar bozukluk diğer adları ile manik depresif bozukluk ve iki uçlu bozukluk kişinin işlevsellliğini ve yaşam kalitesini etkileyen önemli bir psikiyatrik hastalıktır. Adından da anlaşılacağı üzere bu hastalığa sahip kişilerde duygudurum dönemsel olarak iki uçta değişiklikler göstermektedir. Bu uçlar depresyon ve mani dönemleri olarak adlandırılmaktadır. Aslında günlük yaşam içerisinde duygudurumumuzda yaşanan günlük olaylara tepkisel değişkenlikler yaşanabilmesi olağandır. Ancak bipolar bozuklukta yaşanan bu durumdan farklıdır. Bipolar bozuklukta yaşanan depresyon ya da mani dönemi, günlük stresörle birebir tam bağlantılı olmayıp uzun sürer ve kişinin iş, okul, aile ve sosyal çevredeki işlevselliğini bozacak düzeydedir.

Önceden zevk alınan aktivitelere karşı ilgi, istek kaybı Önceden zevk alınan aktiviteler yapılsa bile zevk alamama durumu Mutsuz, çökkün, üzgün hissetme Uyku düzeninde bozulma (artma ya da azalma) İştah düzeninde bozulma (artma ya da azalma) Dikkat, konsantrasyon ve bellek bozuklukları Suçluluk duyguları, özgüvende azalma Suicid (İntihar) düşünceleri

Uyku gereksiniminde azalma, kişi az uyumasına karşın çok enerjik ve canlıdır. Konuşma hızı ve miktarında artma Hareketlilik ve enerjide artış Düşüncelerin hızlanması Para harcamada artış Özgüvende ve gelecek planlarında artış Dürtüsel davranışlarda artış (Kişiye zarar verebilecek, sonucu düşünülmeden yapılan, riskli davranışlar) Durumla eş olmayan mutluluk hali Manik dönemde özellikle de başlangıç aşamasında kişi kendisini enerjik, canlı, mutlu, her şeyi yapabilecek güçte hissettiği için bu süreci hastalık olarak kabul etmez ve tedaviye başvurmaz. Hatta yakınlarının tedavi önerilerini ısrarla reddederler. Ancak belirtilere erken aşamada müdahale edilmezse şiddeti artar.

Bipolar depresyon hastaları şu an depresyon belirtileri yaşasalar da geçmişlerinde bir dönem mutlaka bir manik dönem geçirmişlerdir. Unipolar hastalarda ise geçirilmiş manik dönem yoktur. Hasta sadece depresyon dönemi geçirmiştir ya da geçiriyordur.

Mani dönemi belirtilerine benzerlik gösteren özelliklerin olduğu ancak daha belirtilerin daha hafif olduğu bir dönemdir. Bu dönem manik dönem kadar psikotik özelliklerin (gerçeği değerlendirme yetisinde bozulmaların olması) olma riski yoktur. Suicid (intihar), ajitasyon gibi istenmeyen olumsuz sonuçlar mani döneminde görüldüğü sıklıkta görülmez. Ancak hasta hipomanik dönemde yani şikâyetlerin daha hafif olduğu dönemde tedavi edilmezse manik döneme hızlıca geçiş olur.

Bipolar bozukluğun ortalama başlangıç yaşı 15-30 yaş aralığıdır. Eğer bu yaş grubunun dışında başlar ise altta yatan başka tıbbi bir neden var mı diye mutlaka araştırma yapılmalıdır. Bu yaş grubunda bile başlasa bazı tıbbi durumlar duygudurum bozukluklarını tetikleyebildiklerinden tiroid fonksiyon testleri, B12 vitamini, folik asit, D vitamini, Anemi açısından inceleme yapılmalıdır. İlaç kullanan hastalarda karaciğer, böbrek, tiroid fonksiyon testleri takip edilmelidir.

Bipolar bozukluk tedavisi uzun bir süreçtir. Bu süreç içinde kişi düzenli doktor ve terapi görüşmelerine devam eder, ilaçlarını düzenli kullanır, tedavi için çaba harcarsa ve aile, sosyal desteği de iyi ise tedavinin iyi gitmemesi için bir neden yoktur. Ancak en doğru ve düzenli tedavi de bile ataklar olabilir. Önemli olan atakla ilgili belirtiler atağa dönüşmeden yakalanabilirse hızlı müdahale ile tedavi edilebilir. Ancak atak gelişse bile atağa yönelik etkin tedaviler bulunmaktadır. Uzun vadedeki amaç atakların sayısı ve sıklığını azaltmak olacaktır.

Öncelikle farmakolojik tedavi bozulan beyin kimyasını düzenlemeye yönelik olarak uygulanır. Duygudurum düzenleyici ilaçlar Antipsikotik ilaçlar Antidepresan ilaçlar Üç ana başlıkta uygulanan ilaç grubudur. Akut tedavi ve koruyucu tedavi şeklinde tedavi planlanır. Akut tedavi o anki atağı hızlıca tedavi etmeye yönelik tedavidir. Koruyucu tedavi de bu hastalığın tekrarlayabilen doğasına yönelik kişiyi tekrar bir atak geçirmekten koruyan tedavidir. Valpoik asit, Lityum, Karbamazepin, Okskarbazepin, Gabapentin vb. duygudurum düzenleyici ilaçlar koruyucu tedavide ana olarak kullanılır.

Depresif ya da manik atakta kişinin belirtilerine uygun ilaçlar tedaviye eklenerek atağın tedavisi düzenlenir. Tedavi de hastanın yakın takibi duygudurum değişikliklerine müdahale için önemlidir. Kişinin kendisinin ve yakınlarının hastalık ve uyarıcı belirtiler hakkında bilinçlendirilmesi tedavinin önemli bir kısmıdır. Kişi ya da çevresi atağın başlama belirtileri yani uyarıcı belirtileri görebildiği takdirde tedavi ekibi ile iletişime geçtiğinde atak başlangıç aşamasında yakalanarak hızla tedavi edilebilir. Psikoeğitim yanı sıra psikoterapi de tedavide önemli bir parçadır.

Yine stresörlerle baş etme, farkındalık becerilerini geliştirmeye yönelik terapiler ayrıca özellikle bipolar bozuklukta kullanılan sosyal ritm terapisi, kişinin kendisinin ya/ ya da ailelerin katıldığı grup terapileri de etkili olabilmektedir. Biyolojik tedavilerden Elektrokonvulzif tedavi (EKT), Manyetik uyarım tedavisi (TMU) ilaç tedavisini güçlendirmek için önemlidir. Tedaviye direnci olan hastalarda, hamile hastalarda, intihar riski yüksek, ajitasyonu fazla olan hastalarda hızlı müdahale sağlaması açısından önemlidir.

Depresyon ya da mani döneminde belirtilerin çok şiddetlendiği durumda hızlı müdahale edebilmek için gerekebilmektedir. İntihar düşünceleri, ajitasyon ve tedavi reddi olan durumlarda yatış ile tedavi planlanabilmektedir. Ayrıca psikotik belirtiler duruma eşlik ediyor ve hasta tedavi olmayı reddediyor ise gerekebilmektedir. Bipolar bozukluğun yanı sıra başka psikiyatrik ve başka tıbbi hastalıklar da duruma eklendiğinde tabloya bir bütün şeklinde müdahale edilebilmesi ve tedavi direncinin de aşılabilmesi için gerektiği durumlarda yatış planlanabilmektedir.

Hastalık çok şiddetlendiğinde, kişinin gerçeği değerlendirme yetisi bozulup psikotik tablo eşlik ettiğinde, intihar ve ajitasyon riski olduğunda ve bunlar eşlik etmesine karşın tedaviyi ısrarla reddettiğinde aile ile görüşülerek ailenin onayı ve resmi süreçler hazırlanarak hastanın kendisine zarar vermesini engellemek ve gereken tedaviyi uygulayabilmek için ambulans ile alınarak yatış planlanabilir.

Bipolar bozukluk kişinin elinde olmayan tıbbi bir hastalıktır. Hastalığı öğrenip bilerek yakınınıza yardımcı olabilirsiniz. Bu hastalık düzenli tedavi ve takiple tedavisi sürdürülmesi gereken uzun soluklu bir hastalıktır. Hastanın hastalık döneminde yaptığı davranışlar, söylediği sözler hastalığından kaynaklanmaktadır, kişilik ile ilgisi yoktur. Bunları kişiselleştirip tepki vererek çatışmaya girmeyin. Hastayı ilaçları düzenli alma konusunda yüreklendirmelisiniz ama ısrardan kaçınmalısınız. Hastanızın ilaç kullanmadığını görürseniz ilaç kullanmak tedaviye devam konularında ikna edip, doktoru ile iletişime geçmelisiniz.

Atak dönemi ile ilgili uyarıcı belirtileri doktorunuzdan ayrıntılı öğrenerek bu belirtiler gelişmeye başladığı anda tedaviye yönlendirmelisiniz ve doktoru ile irtibata geçmelisiniz. Yakınınızı hastalığı ile yargılayıcı ve suçlayıcı bir tavır göstermeyin, kimse hasta olmak istemez. Önemli olan kısmı nasıl baş edileceğidir. Bipolar bozukluk tedavisi olan bir hastalıktır. Ancak uzun bir tedavi süreci olduğunu bilmek önemlidir. Bu süreçte siz de psikolojik olarak yorulabilirsiniz. Kendiniz de bir destek almayı planlayabilirsiniz.