Erişkin Psikiyatri Polikliniği - Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Psikolojik travma kişinin güçsüzlüğüyle, bedeninin ve becerilerinin sınırlarıyla yüzleşmesi durumudur. Karşı koyulamaz bir güç kişiyi çaresiz bırakmıştır. Kaygan zemin yazısını görmenize rağmen koşarsanız düştüğünüzde şaşırmazsınız, çünkü olayı denetleyebilirsiniz, neden düştüğünüzle ilgili bağlantı kurup düşmenize bir anlam verebilirsiniz. Oysa, bir arkadaşınızla yolda neşeli bir şekilde sohbet ederken aniden biri gelip kolunuzdaki çantayı kapıp kaçarsa olayı denetleme, bağlantı kurma ve olayı anlamlandırma gibi başa çıkma becerileriniz felce uğrar. Bu olayın etkisi o kadar sarsıcı olabilir ki, bir daha o arkadaşınızla görüşmek dahi istemeyebilirsiniz. O semtten her geçişte içinize korku dolabilir. Travmatik olaylar, kişiye yoğun çaresizlik ve dehşet hissi yaşatır ve felaket yanıtı oluşturur. Doğal afetler, savaşlar, trafik kazaları, işkence, tecavüz, iş kazaları, saldırıya uğrama, ani gelişen hastalıklar, ani yakın kaybı, tutsak edilme, eş tarafından aldatılmak  tipik travmatik olaylardır. Ancak, evinde hiç kötü söz duymaya alışık olmayan bir çocuğun öğretmenince aşağılanması da travmatik etki bırakabilir.

Travmaya verilen yanıtı belirleyen özellikler arasında, mağdurun yaşı, cinsiyeti, eğitim seviyesi, kişilik yapısı; travmanın niteliği, şiddeti ve kişi tarafından nasıl anlamdırıldığı; travma sonrası sosyal çevrenin ve toplumun verdiği destek vardır.

Travmanın niteliği ve yoğunluğu travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) gelişimi için önemli olmakla birlikte, her travmatik olay yaşayan kişide TSSB gelişmez. Travmatik olay öncesindeki risk faktörleri şöyledir: ailede psikiyatrik hastalık öyküsü, çocukluk çağı travması, ebeveyn yokluğu, 10 yaşından küçük anne-baba ayrılığı, içe dönüklük, kaygılı-endişeli-vesveseli kişilik yapısı, psikiyatrik hastalık geçirmiş olmak, olumsuz yaşam olayları, kadın olmak.

Travmatik olayın şiddetinden daha çok maruz kalma sıklığı psikiyatrik hastalık gelişimini tetikler. Sadece travmaya maruz kalma değil olaya tanık olmak da örseleyicidir, çünkü suçluluk duygusuna neden olur. Örneğin depremde yakınlarını kaybedenler sadece onları kaybettikleri için acı çekmez, aynı zamanda hayatta kalmanın verdiği suçlulukla savaşırlar. Benzer şekilde, savaşta arkadaşları şehit olmuş ya da sakat kalmış bir kişi sağlam bir bedenle eve dönmekten mutluluk duyamayabilir.   Sanki arkadaşlarının ölümüne kendisi sebep olmuş gibidir.  Travma sırasında kişinin sergilediği tutum da sonraki ruhsal hastalık gelişimini etkiler. Örneğin tecavüz sırasında pasif kalan kişilerde direnen kişilere göre daha fazla TSSB gelişir. Yani kişi karşısındaki güçle başa çıkmak için ne kadar  savaşırsa olayın ruh sağlığına uzun dönemdeki etkisi o kadar az olacaktır. Yaşanan olayın şiddetinin nasıl algılandığı da önemlidir. Asansörde kapalı kalan kişi, dehşete kapılarak artık asla oradan çıkamayacağını ve havasızlıktan boğularak öleceğini düşünürse, hayatının geri kalanında asansöre binmesi çok zor olacaktır.

Travmatik olay sırası ve sonrasında mağdurun çevresindeki yakınlarının verdiği tepkiler de ruhsal sorunların gelişiminde etkilidir. Travmaya maruz kalmış birisi için dünya artık güvenilir bir yer değildir. Özellikle de insan eliyle yapılmış bir travmaya maruz kalmışsa insanlara olan güvenini kaybeder. Her an her yerden bir zarar görmeyi bekleyerek, insanlardan uzaklaşır. Bu nedenle, yakınlarının destekleyici tutumu, kişinin güven duygusunun onarılmasını sağlar. Böyle bir kişi  rahat bırakılmak istediğini söyleyerek ona yardım etmek isteyenleri uzaklaştırmaya çalışsa da , yalnız kalmaması psikiyatrik hastalık gelişimini önleyicidir. Mağdur yaşadığı olayı başka insanlarla paylaşabilirse dünyayı anlamlı hisseder. Bu durumda toplumun verdiği destek de önemlidir. Cinsel saldırı ya da aile içi şiddet durumlarında hukuk yoluyla adalet sağlanması önemlidir. Ancak, hakkını ararken kişi daha çok mağdur olabildiğinden bu tür durumlar polise çok az bildirilmektedir. Saldırgan mağdurdan statü olarak daha yüksekte bulunduğunda travmasını paylaşamadığı gibi saldırganın daha da fazla tacizine maruz kalabilir.

Travmatik olayı paylaşmaktan kaçınmak, olayla ilgili mekanlar ve kişilerden uzaklaşmak gibi bir tavır travmaya bağlı ruhsal hastalık gelişimini olumsuz yönde etkiler. Kişi yaşadığı sıkıntıyı ne kadar çok paylaşırsa ve zorlayıcı da olsa ne kadar çok üzerinde düşünürse acısından kurtulması da o kadar kolay olacaktır aslında.

Psikolojik bir travma yaşadıktan sonraki ilk 1 ay içerisinde bazı ruhsal sıkıntılar yaşanması doğal olabilir. Bazen ilk 1 ay ruhsal sıkıntı çok yoğun olabilir. Uyku ve iştah bozulabilir, korku ve öfke olabilir. Kabus görülebilir. Vücutta uyuşmalar, aynaya bakınca kendini tanıma güçlüğü ya da çevreyi yabancı algılama gibi belirtiler oluşabilir. Bu duruma akut stres bozukluğu deni ve ilk 1 ay içerisinde geçmesi beklenir. Ancak, psikolojik sıkıntı 1 aydan daha uzun süre devam ederse travma sonrası stres bozukluğunun geliştiği düşünülebilir.

TSSB'nin 3 belirti kümesi vardır.

1- Yeniden yaşantılama: Olayı tekrar yaşıyormuş hissi, olayın görüntülerinin sebepsiz göz önüne gelmesi (flashback), rüyada görme

2- Kaçınma: Olayla ilgili hafıza kaybı, olayla ilgili yerler ve kişilerden uzaklaşma, olay hakkında konuşmama, içe çekilme, unutkanlık

3- Aşırı uyarılma belirtileri: Gerginlik, uykusuzluk, yerinde duramıyormuş hissi, irkilme, öfke patlamaları, dikkati toplayamama

Bazen travmatik bir olaydan hemen sonra hiçbir ruhsal tepki gözlenmeyebilir. Ancak travmadan 6 ay hatta 20-30 sene sonra bile ruhsal sıkıntılar başgösterebilir. Bu nedenle böyle olaylardan sonra yakınlarınızın yanında olmaya ve travmasını konuşmaya paylaşmaya çalışmak faydalı olacaktır. Üzülmesin diye konuyu açmamak iyi bir yol değildir. Ancak, yargılayıcı olmamak gerekir. Örneğin eşinden sürekli dayak yiyen bir kadına “sen de neden eşinden boşanmadın?” demek, o kadının kendini suçlu hissetmesine neden olur. Kadın zaten yaşadığı sıkıntı nedeniyle çaresizlik duygusu içerisindedir ve neredeyse dayak yediği için kendini suçlu hissedecek kadar kafası karışmış bir haldedir.

TSSB tedavisinde hem ilaç hem de psikoterapi gerekli ve faydalıdır. TSSB, sadece beynin değil bütün bedenin çalışmasını olumsuz etkiler. Ayrıca, bazı kişiler acılarını dindirebilmek için alkol ya da uyuşturucu maddeler kullanarak bir nevi kendi kendilerini tedavi etmeye çalışırlar, ki, bu durumda alkol ve diğer madde bağımlılıkları gelişecektir. Bu nedenle ilaç tedavisi çok önem taşımaktadır. Seçilecek psikoterapi yöntemi kişiye göre değişecektir, ancak Marmara depreminden sonra edinilen deneyim, EMDR (göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) denilen  yöntemin travmatik anılardan kurtulmada hızlı etki gösterdiğine işaret etmektedir.